27 Ağustos 2013 Salı

En Güzel Doğum Günü Hediyem

Efendim Merhabalar

7 yaşındaydım... O gün doğum günümdü.. 7.yaşıma girmiştim, o gün dolu pasta ve hediye almıştım; aldığım hediyelerin hiçbiri beni memnun etmemişti; fakat kimse üzülmesin diye de beğenmediğimi kimseye fark ettirmedim. Gün boyu mutlu gibi gözüktüm, oysa ki hediyelerimden nefret etmiştim. Gün sonunda yorgunlukla pencerenin dibindeki yatağımın başucundan dışarıyı seyrederken ve hala da kızgınlıkla şöyle dua etmiştim.
"Allah'ım lütfen seveceğim hediyelerim olsun..." Sonrasında dışarının karanlık olmasına rağmen sıcak havaya bakarken ne hediye alınsa mutlu olurdum diye düşünerekten uyuyakaldım.

Çok iyi hatırlıyorum rüyamda yine hediyelerle cebelleşiyordum. Gördüğüm rüya ise bana hediye alan birinin doğum gününe katılıyorum. Bana seçtiği kötü hediyeden dolayı ben de ona hiç sevmeyeceği bir hediye alıp, ondan intikamımı alıyordum. Böylesine bir rüyayı gördükten sonra uykum yavaştan dağıldı ve uyanıverdim penceremde bir ses duyarak.



Tık tık diye sesler geliyordu. Önce korktum, pencereden olabildiğince uzaklaşarak, uykulu gözlerle karanlık pencereye bakıyordum. Tık tık sesleri devam ediyordu, yavaştan perdenin arkasından incelemeye başladım. Oysaki hala göremiyordum. Korkumu yenip perdeyi hızlıca açtım ve alnımı pencereye dayadım. Bir de ne göreyim, bir kuş penceremin önünde mermerde dolanıyor. Çok şaşırmıştım.



Uzanmak için pencereyi açtım. Kuş hemen tıpış tıpış yürüyerek kollarımın uzanamayacağı bir noktaya gitti. Bu sefer gidip odamın ışığını açtım ve kuşu seyretmeye başladım. Çok büyük değildi, güvercin olmadığını anlamıştım. Minik bir boyuttaydı ve renkliydi. Hemen annem ile babamın odasına doğru giderken "uyanın" diye bağırıyordum. Kapılarına geldiğimde ise içeriye zorla girip ve hemen ışıkları açıp, penceremde renkli bir serçe var, hadi gelin diye söylediğim de bana; ışıktan gözlerini kamaştırarak ve sersemce bir halde olayın farkına varmadan mecburen odama geldiler.

Odama girerken, penceremin açık olduğunu görünce tedirginlikte birbirlerine baktıktan sonra hemen penceredeki kuşu da gördüler. Işığım hala açıktı ve kuşun korkmaması için hemen annem ışığı kapatmıştı. Ben kuşu gösterdiğimde herkes daha sessiz olmuş ve benimde sessiz olmam için elleriyle hareket yaptılar. Ne yapacakları hakkında sessizce konuşuyorlardı. Benim tek amacım o kuşa sahip olmaktı.

Annem hemen bir bezi hafif ıslatarak babama verip almasını istedi. Çok heyecanlıydı, babam pencereye doğru giderken yine duama devam edip, "Allah'ım ne olur kuşum kaçıp gitmesin." olmuştu. Babam kolunu uzatıp bir hamlede üzerine bezi atarak kuşu yakaladı ve avucuyla odamın içerisine almıştı. Ben derhal avucunu açması için minik ellerimle baskı yapıyordum. Babamın söylediğine göre kuş çok korkmuş ve yorgunmuş.

Sıra geldi kuşu nerede besleyeceğimize, çünkü kuş çok yorgun eğer daha da yorarsak belki ölebilirdi. Açıkmış ve susamış olduğundan hepimiz çok emindik. Daha önceden muhabbet kuşu beslemiştik, o kafes bir kuytu köşede duruyordu. Pencereden yakaladığımız kuşu o kafese yerleştirip. Su ve yemi hemen vermiştik. Kuşu seyrettikten sonra yorgunluktan dolayı uyuyakaldım.

Sabah olduğunda yüzümü bile yıkamadan derhal kafesin yanına gidip, kuşu seyrediyordum. O an isim düşünüyordum. Yeşil, kırmızı tonlarındaydı. Kahvaltımı yaptıktan sonra ise kuşun ne türde olduğunu öğrenmek için kafesle birlikte pet-shop'a gitmiştik. Adamın dediğine göre 4-5 aylık bir kuştu ve cinsi de Cennet Papağanıydı...

Cennet Papağanı ismini duyunca acaba cennetten mi gönderildi diye düşünmeye başlamıştım. Böylesine bir sürpriz olsa olsa cennetten gelir diye düşünmüştüm. Duam kabul olmuştu.

Eve döndüğümüz de ise kuşun adını renklerinden yola çıkarak Biber olmasına karar verdik. Hatırlıyorum o gün belki de binlerce kez kafesin karşısında biber biber biber diye tekrarlayıp durmuşumdur. Gerçi çok zor konuşabilirlermiş; ama ben inatla ve ısrarla konuşabileceğine inanarak Biber diye söylüyordum.

İşte Biber'imle tanışmam böyleydi...


Biber ile tanışmamız heyecan doluydu; fakat sonrasında anlaşmamız zordu. Çok huysuz, sinirli, hareketli, afacan bir kuştu. Ne zaman elime almak istesem hemen gagaklardı. Hatta dedemle ilk kez karşılaştığında dedemin parmağını ısırıp kanatmıştı. Çekirdek verdik mi, her taraf kirlenirdi. Bir müddet Biber'i meyve ve sebzelerle besledik. Sonrasında kendi yemine alıştı ve etrafını kirletmeyi de azalttı.

Odanın içerisinde kafesinden dışarı saldığımda tekrar kafesine sokmak neredeyse imkansızdı. Kafesine girmesi için çok çaba harcardım. Anca Biber kendisi susayınca kafesine girerdi. Bizi çok yoran bir kuştu.

Annemle birlikte bir haftasonu için İstanbul'a gidecektik. Biber ise babamla birlikte kalacaktı. Biber'i de yanımda alıp götürmek istiyordum; ama otobüse almazlar diye kandırılmıştım. Otobüsün aşağısındaki bagaja koyarız dediğim de ise, karanlıkta korkudan kuşun ölebileceğini söylediler. Ben de istemesem de Biber ile birkaç günlüğüne ayrılmam gerektiğini kabul etmiştim. Gitmeden önce babama bir çok şey anlatmıştık. Yemleri şurada, suyu biterse buradan dolduracaksın. Meyve verebilirsin; ama fazla verme. vs vs  birçok şeyi anlattık.

Babam bizi yolcu etti ve biz İstanbul'a vardık. Vardığımızı haber vermek için aradığımda ben Biber nasıl diye sordum. İyi olduğunu duyunca sevinmiştim. Sevdiğim şehir İstanbul'a gelmiştim; fakat aklım hep Biber'deydi. Sonraki gün babamı tekrar aradığımda ise üzücü haberi almıştık. Önce anneme söyledi; ama bana söylemedi. Annem anlattı. Ben o küçük yaşımla kızgın bir halde, nasıl olur diye ellerimi sıkıyordum. Tekrar aradım . İyice sinirlenmiştim. İnanmıyorum diye söyleniyordum.

Biber'i kaybetmiştik.

Hafta sonu biraz daha sıcak olduğundan babam biberi balkona koymuş. Esen serinletici rüzgarla serinlemiş. Dışarıdayken çok güzel şarkılar söylemiş, methiyeler düzmüş, türküler okumuş. Hatta çevredeki kuşlarında ilgisini çekmiş ve onları da toplayıp onlarla beraber ötüşmüşler. Sonrasında ise babam balkona geldiğinde; tabi biz ona söylemeyi unutmuştuk kafesin altının tam kapanmadığını, taşırken alttan tutmak gerektiğini, işte bu bilgiyi vermediğimiz için kafesin altı birazcık açılıyor ve afacan Biber o an da çevik bir hareketle kafesten dışarı çıkmasını biliyor. Dışarı çıkar çıkmaz balkonun mermeri üzerinde duruyor. İlk başta etrafına bakıp sonrasında kafese bakıyor. Babam ise dona kalıyor; çünkü böyle bir şey olabileceğini bilmiyordu. Kafesi hemen mermerin ucuna kapısı açık şekilde koyacakken, Biber ise çoktan elvedasını yapmışcasına uçarak gidiyordu.

İşte Biber çok üzücü bir şekilde kafesin altının açık olmasından dolayı kaybetmiştik. Evimizin yakınında büyük bir ormanlık vardı. O tarafa doğru gitmişti; ama ormanda gidip yakalamak, samanlıkta iğne aramak gibiydi.

Vazgeçmiştik, yakalayamazdık.

Biber'in afacanlığı, huysuzluğu, sinirli oluşu hep özgürlüğe düşkünlüğünden dolayı olduğunu bilememiştik. Bir gece ansızın pencereme gelip evimize konuk oldu ve bir yıldan çok kısa bir süre kadar onunla birlikte vakit geçirdik, sonrasında ise bana veda bile etmeden gitmişti. Biber hiç evcil bir kuş olmamıştı.

Çok üzücüydü.  İstanbul'dan geri döndüğümüz de evin etrafındaki tüm ağaçların dallarına çok dikkatli bakmıştım, acaba burada mı diye; ama ne mümkün Biber bu ! Daha önce de yapmıştı, şimdi de aynısı yaptı.

Şundan emindim kendisine bakacak yine birini bulacaktı. Bir pencereye giderek, yine tıklayacaktı bir cama.

Biber bu ! Daha önce de yapmıştı, şimdi de aynısı yapar.

Haydan geldi, huya gitti.





İletişim Adreslerim: